T. Kuran mini course

Kapalı Çarşı’daki dükkanların küçük küçük yapılması bile satıcıların büyümesinin ve firmalaşmasının önüne geçen bir engel olarak görülebilir. Her bir dükkanın yanyana gelmesi vergi toplanmasını kolaylaştırsa da her tüccar göz önünde olduğu için rekabetin önüne geçiyordu.

  • No stock markets
  • No firms

18th-19th century: New production technologies emerged in West Europe, which possessed the organizational means to exploit them.

Physical technologies are easily transferable, organizational capabilities are not.

Middle East lacked the organizational capabilities to use the new technologies.

Dubai’de her çeşit araç gereç olsa da organizasyonel açıdan eksikleri var.

Peki madem Ortadoğu, gelişmişlik bakımından Avrupa’nın 1000li yıllarda önündeydi, Avrupa nasıl bir atılım gerçekleştirip institutionlarını gelişime açık hale getirdi? -tüccar-finans arasındaki ilişki.

Mudaraba(type of limited partnership): Labor of merchant or producer+capital of passive investor; Profit shares set in advance (may be unequa, contingent); Losses shared up to  a point; Investors had owner shielding (limited liability)

Avrupa’daki commenda= Ortadoğu’daki mudaraba

Islamic inheritance system: at least 2/3 of estate reserved for extended relatives; Female share=1/2 (male share)

choice of size/longevity: risk of premature dissolution rises with partnership size and duration of partnership mission; risk minimized by keeping partnerships small

Avrupa’da miras en büyük erkek çocuğa kalıyor ve böylece mirasın bölünmesinin önüne geçiliyordu. Diğer çocuklar ise başka işlerde çalışıyor veya asker oluyordu. Haçlı Seferleri’ne katılanların büyük çoğunluğu evin ikinci, üçüncü erkeğiydi. İlk çocuğun iş başına geçmesi partnershiplerin süresini uzatıyordu. Oysa Ortadoğu’da baba ölünce miras çokeşlilikten dolayı bir çok paya bölündüğü için partnership haliyle bitiyordu.

ortadoğu’da mesleklerin değişimi yavaş gerçekleşiyordu özellikle ticaret için. eğitim, hukuk gibi alanlardaki iş çeşitliliği bütokrasiden çok daha azdı. Region became increasingly uncompetitive in global markets. It could not exploit technologies of mass production. As Europe made transition to impersonal exchange, exchange remained personal.

absence pf large-scale enterprises: because the private commercial sector was atomistic, region became increasingly uncompetitive in global markets. complicating pattern: traditionally, social services provided by large organizations outside the state: Islamic waqfs.

roles of islamic waqf: source of allocational inglexibility->economic underdevelopment, obstacle to commercial development->economic underdevelopment, kept civil society weak-> political underdevelopment

 

Türk İktisadi Düşünce Tarihi

Final Sınavı Çalışma Notları

Aykut Kansu –  20. yy Başı Türk düşünce Hayatında Liberalizm

  • 1908 Devrimi dönemi Osmanlıcılık, Batıcılık, İslamcılık ve Milliyetçilik dışındaki fikir akımlarının da kendine yer ettiği İstibdad Dönemi ile Atatürk Dönemi arasında sıkışmış bir aradır.
  • 1908 Devrimi geç kalmış bir liberal devrimdi. Esas ilham kaynağı 1789 Fransız Devrimidir. 1908in sloganları Hürriyet, Müsavat, Uhuvvet’ti.
  • Mutlakıyeçiliğe karşı ve kapitalizmin gelişmesini isteyen bir devrim. Liberalizm aynı zamanda soyut anlamda devlete, devlet çıkarı kavramına, devletin topluma göre daha ayrıcalıklı konumuna ve toplumu oluşturan bireylerden daha önemli görülmesine de karşı çıkar.
  • Edebiyat, liberal fikirlerin aktarıcısı olarak, II. Abdülhamit devrinin mutlakıyetçi devrinin alternatif bir kanalı olarak ortaya çıkar.
  • Edebiyatta modernleşme üzerine görüşler ikiye ayrılır. Birincisi, modernleşmeyi toplum yapısını en az düzeyde bozacak şekilde kabullenmeye yönelik tavır sergileyen görüştür. II. Abdülhamitin mutlakıyetçiliğine en büyük entelektüel desteği sağlayan Ahmet Mithat bu birinci konumu temsil edenlerin başında gelir.
  • İkincisi, Servet-i Fünun dergisi çevresinde toplanan gruptur. 1896-1901 arası en etkili dönemleridir. Dergi Sakızlı Ohannes efendi ve Portakal Mikael Paşa ile Recaizade’den etkilenir. Dergi, Batı’da yükselmiş olan bilimsel ve teknik görüşlerden yararlanılarak incelenip çözümlenmesi gereken sorunları, Ortaçağ kafasıyla düşünmekteki tehlikeleri bu isimlerden öğrenir.
  • Servet-i Fünun
  • 1896’da derginin başına Tevfik Fikret gelir. Fikret için bireyin siyasal ve toplumsal özgürlüğü ön planda idi. Bireyin üzerinde baskı oluşturabilecek her düşünceye (din dahil) karşıydı.
  • Dergide yerel ve geleneksel konular değil evrensel ve çağdaş sorunlar işleniyor ve dini ahlak anlayışı reddediliyordu.
  • Baskın ideolojinin temsilcileri dergiyi gayr-ı milli ve kozmopolit buluyordu. Ahmet Mithat Decadentlar yazısında dergide kullanılan dilin ağırlığını ve kapalılığını eleştiriyordu.
  • Dergi kanadı ekonomik yapıda özel girişimciliğin önünü açan liberal bir politikadan yanaydılar ve devlet müdahale ve engellemelerinin karşısındaydılar.
  • Hüseyin Cahit Yalçın romanlarında liyakat ve meziyet prensiplerinin mutlakıyeçi düzende el üstünde tutulmadığı görüp bunalıma düşüyordu.
  • Sakızlı Ohannes’in İlm-i Servet-i Milel eserindeki liberal iktisat kuramını savunan fikirleri dergi mensuplarından Mehmed Cavid’i etkilemiştir.
  • Taine’in çevirisini yapan Ahmet Şuayb, Taine’in insanı belirleyen ırk, zaman ve mekan üçlemesinden ırkı, liberalizmde ırkın yerinin olmayacağı nedeniyle, reddetmiştir.
  • Fikret, otoriterliği, mutlakıyetçiliği, yeriyor ve dinle desteklenen mutlakıyetçi yönetimlerim milliyetçi savaş kahramanlığı edebiyatını yerde yere vuruyordu.
  • Eskinin artık Ahmet Mithat gibi kurulu düzen destekçileri dahil kimseyi heyecanlandırmadığı, yeninin ise önünün tıkanmaya çalışıldığı bir ortamda toplumsal dönüşüm taraftarları kaleyi edebiyatla kuşatmışlardı.
  • Ahmet Şuayb ve Mehmet Cavit
  • Mehmet Cavit ve Ali Rıza Bölükbaşı’nın ortak yazdığı 1908 sonrası eser: Ulum-u İktisadiyye ve İçtimaiye Mecmuası
  • Ziya Gökalp gibi tutucu görüş sahiplerince gümdemde tutulan kültür/uygarlk çalışmasını Ahmet Şuayb’ın düşüncesinde yeri yoktur. Bilimde ilerleme doğu ile batı arasındaki farkı kapatacaktır Şuayb’a göre. Şuayb 1908 Devrimi ile beraber Türkiye’nin Avrupa uygarlığına dair olduğunu düşünür, çünkü liberal siyasal düzenlemeler ve meclis üstünlüğüne dayalı yönetim biçimi getirilmiştir devrimle. Batı’da kilisenin devlet karşısında göreli özerk konumda olması ve bundan dolayı da devletin toplum içindeki baskısını ve iktidar alanını kısıtlaması nedeniyle liberalizmin doğmasının kolaylaştığını söyler. Rusya gibi devletin kiliseyi kendi denetimi altında tuttuğu yerlerde liberalizmin yerleşmesi daha güçtür. Dolayısıyla, laiklik bireyin her alanda özgürleşmesine olanak tanır. Ekonomik yapı sistemin belirleyicisidir. Örneğin, Rusyada mir adıyla bilenen toprağın ortaklaşa kullanılması olarak anlaşılabilecek ekonomik yapının hem toplumsal alanda otokratik yapıyı ve siyasal alanda mutlakıyetçiliği pekiştirdiğini hem de ekonomik alanda özel girişimciliği engellediğini vurgular. Para, kapitalizmle bireylerin toplumsal konumlarını belirler. İnsanların değeri para ile ölçülür. Liberal dünya görüşü çerçevesinde, para insanı özgürleştirir.
  • Mehmet Cavit’in İlm-i İktisat kitabında 19. Yy boyunca baskın olan liberal ekonomik kuramın genel anlatımı bulunabilir. Cavit, korumacılık politikası ile devlet sosyalizmi olarak adlandırılan ve kapitalizmin devlet denetimi altına alınmasına yönelik görüşlere karşı çıkmıştır. A. Smith gibi işbölümüne inanır. Göreli rekabet gücü önemlidir çünkü ülkenin gelişebilmesi için rekabet şarttır. Değiş-tokuş serbest olmalı ve mekanizmalar tek bir el tarafından denetlenmemeli. Ekonomik gelişmenin ön şartı siyasal özgürlüktür. Devlet gece bekçiliği yapmalıdır sadece. Bireyler kendi çıkarlarını koruyabilmeli, serbest örgütlenme mümkün olmalı. Cavit, korumacılığa İlm-i İktisat kitabında tutarlı şekilde karşı çıkar. Kalkınma içe kapanma ile değil, bilim, eğitim ve sermayenin yaygınlık kazanmasıyla sağlanır. Cavit, özel mülkiyeti reddetmeyen ama serbest rekabet koşullarını da kabullenmeyen kooperatifçilik görüşüne karşı çıkar.

Sakızlı Ohannes Efendi’nin Hayatına ve İktisadi Düşüncesine Kısa Bir Bakış

  • Ohannes, Smith geleneğinin Türkiye’deki önemli temsilcilerindendir.
  • Kitap ismi: Mebadi-i İlm-i Servet-i Milel
  • Cavit, kitabı Osmanlıdaki bütün iktisat kitaplarının üstüne koyar. Nedeni de Ohannes’in bir ayağını teorinin dünyasına, diğer ayağını da yaşayan hayatın içine koymuş olmasıdır.
  • Kitap ilk bölümünde üretim, ikinci bölümde servetin dolaşımı, üçüncü bölümde tüketim, son kısımda ise nüfus artışı konularını içerir.
  • Özellikle yöneticilerin iktisat ilmini öğrenmeleri gerekmektedir. İktisat evrenseldir ve bir şahıs veya ülkeye mahsus değildir. İktisat ilmi sayesinde zenginleşmenin ancak ve ancak diğerlerinin fakirleşmesi ile olabileceğine dair görüş sona ermiştir. İktisat bilimi gelişmeden önce zenginliğin kaynağı değerli maden olarak görülüyordu ama Ohannes bu fikri savunan merkantilistlerin yanlış fikirlere sahip olduğunu ve iktisatın gelişmesiyle bu yanlıştan dönüldüğünü belirtir. Osmanlıda iktisat düşünceleri Mekteb-i Mülkiye’nin açılmasıyla yayılmıştır.
  • Fizyokratların altın ve gümüşün servetin kaynağı olan görüşü reddetmelerini benimseyen Ohannes, onların servetin sadece ziraattan hasıl olduğu düşüncelerini ise yanlış bulur.
  • Serbest Girişim Özgürlüğü ve Rekabet
  • Kazanılan sermaye yurtiçi-yurtdışı fark etmeksizin dilendiği gibi harcanabilmeli. Ohannes laissez faire laissez passer ilkesini kabul eder. Girişim özgürlüğünün yasaklanması halinde erbab-ı sanayi kendi çıkarları doğrultusunda faaliyette bulunmadıklarını düşünecekler ve yapmaya heves ile teşebbüs ettikleri işi bırakacaklardır. İmtiyazlar da özgürlüğün ihlali olarak kabul edilir.
  • Yed-i vahid girişim engellerinden biridir. Osmanlı’da esnaf birlikleri ve gedik usulü girişim özgürlüğünün önündeki engellerdendi. Ohannes serbesti-i imal ve rekabet ilkelerinin ihlalinin sanayinin gelişmesini engellediği ve bunun tüketicilerin aleyhine olacağını belirtir.
  • Girişim özgürlüğünün yanı sıra serbest çalışma hakkı da mühimdir. İnsanın çalışma özgürlüğü olmaması durumunda mesuliyet hissi olmayacağından, yapacağı işten de verim alınamayacaktır.
  • Rekabet yüzünden sanayicilerden bir kısmı üretimde kullandıkları emeğin yerine, üretim masraflarını azaltacak yeni aletler keşfetmek isteyeceklerdir. Rekabet insanların hangi işlerde başarılı, hangilerinde başarısız olacaklarının ortaya çıkmasını kendiliğinden sağlar.
  • Devlet Girişimciliği
  • Genel menfaat olduğu düşünülen bazı alanlarda Ohannes’e göre devlet üretim yapabilir. Bu alanlar güvenlik ve savunmayla sınırlıdır. Herkesin kurabileceği adi fabrikaları devlet kurmamalıdır. Karşı çıkmasının nedeni o fabrikalarda istihdam edilen memur ve amelenin verimliliğinin düşük olacağıdır.
  • Mülkiyet Hakkı
  • Mülkiyet hakkı fıtrat-ı beşeriyyeden ileri gelir. Mülkiyet hakkı, ekonomik gelişme ve sınai faaliyetlerin icrasının temelidir. Komünal sistemde toprağın eşit şekilde paylaşımı halinde herkesin hissesine küçük oranda toprak parçası düşeceğinden toplum fakirleşecektir.
  • Güvenlik-Servet İlişkisi
  • Güvenlik kavramı adalet, inzibat, asayiş ve hürriyet manalarını içerir. Güvenlik sağlanırsa insanların mutluluğu için gerekli olan çalışma ve sermaye birikiminin önünde hiçbir engel kalmaz. Öbür türlü, insanlar servetlerini altın ve gümüşe tahvil ederek ellerinde tutarlar.
  • Serbest Ticaret
  • Dahili ve harici olarak ikiye ayrılır. Serbest ticaret din ve ırkların yakınlaşmasını sağlar. Mal üretimi artar ve fiyatlar düşer.
  • İhracatın ithalatı aşması gerektiği görüşü iktisadın gelişmesiyle değişir, çünkü iki taraf da kazançlı çıkabilir ticaretten. İthalatı engelleyici ağır gümrük vergileri tüketici için olumsuz etkiler açığa çıkarabilir. Çünkü devlet tarafından korunan malın fiyatı ithal malın fiyatını aşabilir ve bu durum tüketici zararınadır.

Ahmet Cevdet Paşa’nın Devlete ve İktisada Dair Düşünceleri (Sabri Ülgener-Makaleler)

  • Büyük devletlerin kurulmasıyla iş bölümü ileriye gider, refah seviyesi yükselir. Cevdet Paşa’nın devlet anlayışı uzviyetiç-organisisttir. Devletlerin çağlar: serpilme, duraklama ve çökme. Buna rağmen, Paşa determinist olmamış, akıbetin geçiştirilebileceğini savunmuştur.
  • Paşa’ya göre siyaset adamlarının en fazla tetikte olmaları gereken an devletin bir tavırdan diğerine geçmek üzere olduğu intikal zamanlarıdır. Yapılacak şey, o esnada zayıf ve yorgun olan içtimai bünyede herhangi bir sarsılma ve sürçmeye mahal vermeden, eski devrin müesseselerini yenilerine kavuşturabilmekten ibarettir.
  • Devlet istila devrinin sonlarına yaklaştıkça hariçte tatmin imkanlarını kaybeden ve kendi kaynaklarına çevrilerek onları için için kemirip tüketen istismar hırsı siyasi gerileme ve gevşeme devrinin sebeplerinden biridir.
  • Paşa’ya göre devletin inhitatı iktisadi bünyede mali hastalıkların gittikçe müzminleşmesiyle yan yana yürür.
  • Cevdet Paşa’nın iktisadi görüşleri merkantilistleri bilenlere yabancı kalmayacaktır, zira kameralizm önemli yer tutar Paşa’nın görüşlerinde. Paşa’ya göre iktisat ilmi, devlet adamına varidat kaynaklarını gösteren ve o kaynakları iyi kullanmanın yollarını öğreten basit, empirik bir bilgiden ibarettir. Devletlerarası ilişkilerde daima memleket lehine sonuçları araştırmak gerekir (zero-sum gibi).
  • İktisat ilmi, içeride hükümdarın hazine menfaatlerini kollamak, tebaadan vergi alabilmeyi kolaylaştırmak, dışarıda siyasi münasebetlerin daime memleket lehine neticelenmesini imkan altına almak gibi pratik gayelerin hizmetindedir.
  • Ancak, Cevdet Paşa, ilk merkantilist iktisatçılardan farklı olarak, iç ve dış ticaret faaliyetlerinin tanziminde serbesti usulüne taraftardır.
  • Para: 1. Abdülhamit devrinde maliye meselesine ancak sikke tağşişi uygulamasıyla yaklaşılabildi. Paşa’ya göre ‘sikke ayarını bozmak, paranın miktarını alabildiğine çoğaltmak gibi sun’i bir tedbire başvurmaktan farklı değildir.’ Para nihayet mübadele aracı olduğuna göre, devlet hazine açıklarına bununla kesin bir çare bulunmuş olamazdı. Netice sadece eşya fiyatlarının artırılmasından ibaret olduğu için, hükümet erkanı kendi kendilerini aldatmakla kalıyorlardı.
  • İstikraz: Paşa buhran tabirini bizzat kendisi kullanmıştır. Ecnebi borçlara karşıdır. Devlet, her darda kaldığı zaman servet sahibi şahıslara gelişi güzel başvurmakla varidat temin edemez. Bu meselenin halli için en başta gelen şart, milli kredi müesseselerinin inkişafıdır. Darlıktan kurtaracak ve servetin birikmesine hizmet edecek sermaye ancak bu kabil müesseselerin yardımıyla üreyebilir. Bir memleket için ehemmiyetli olan cihet paranın çokluğundan ziyade onun devir ve tedavül süratidir (dolaşım hızı); bu ise pek tabii olarak memleket halkının boş durmayıp çalışması ve alışverişlerin artmasıyla alakalı bir keyfiyettir. Paranın ortaya çıkıp dolaşması ise serbest piyasa hayatının icaplarını yerine getirmekle mümkün olur. İstikraz varidat temininde en son müracaat edilecek yoldur. Eğer ödünç alınan para verimli hususlara yatırılırsa istikrazın korkulan mahzurları bertaraf edildikten başka faydaları bile görülebilir.
  • Kalkınma ve ticaret: Türkiye denizci bir devlet olmalıdır. Denizcilikte serbesti usulüne taraftardır. Ayrıca Paşa, serbesti ticaretten yana olsa da İslami – şer’i fıkıh naslarının klasikleşmiş çığırına da sadık kalmak istiyordu.

Tanzimat’ta Bir Düşünür ve Bürokrat: Münif Paşa ve İktisat Tasavvuru

  • Terakki etmenin yolu ulum u fünun ile uğraşmaktan geçer. Bozulmuş sosyal ve iktisadi düzenin tanzimi için ilim ve maarifin yaygınlaştırılması gerekmektedir. Terakkiyat üç sacayağı üzerine kuruludur: Ulum u fünun, eğitim ve sanayii.
  • Medeniyete karşı olmak insan tabiatına aykırıdır. Vahşi (bedevi) olanlar kendilerinde daha güçlü olan vuhuş pençesinde helak olup gider. Münif Paşa cehaleti bedeviyetle, medeniyeti ise ilimle özdeşleştirir. İngilizler küçük bir taife olmalarına rağmen kendilerinden 20 kat büyüklükteki yabancı memleketi zapt etmektedir. Sanayii de ulaşımda iyi oldukları için buralara seyahat edip mallarını satarlar veya ihtiyaç duydukları malları toplarlar.
  • Hürriyet, insan kendini yaşadığı toplumun varlık sebebi olarak görürse gelişebilir ve ancak böyle bir vizyona sahip olan insan toplumun faydasının kendi faydasında olduğunu bilebilir. İnsan yalnız kendi menfaatini değil hayvanat ve hatta nebatatı da düşünüp onları külliyen imha etmemeli. İnsanın kendini gerçekleştirmesi için hür olması gerekir ama sınırları vardır bu hürriyetin.
  • İlk olarak klasik liberalizm anlayışının Say-Rossi tasavvuru ile hemhal olan Osmanlı düşünürlerinden bazıları 1860lı yıllarla birlikte Anglo Sakson yorumu da içselleştirmektedir. Bununla birlikte 1840-1880 arasında laissez faireci bir yaklaşım sergileyen Osmanlı münevveri 1880 sonrasında iktisadi korumacılığı benimsemiş görünmektedir. Zafer Toprak: “Tanzimat dönemi Osmanlı aydını liberaldir, klasik iktisattan yanadır… Liberal iktisat XIX. Yüzyıl Osmanlı iktisatçılarının ortak noktasıdır.” Farklılaşılan nokta ise kalkınmanın tarım ile mi sanayi ile mi olacağı ile serbest ticaretin mi yoksa himaye usulünün mü daha iyi olacağıdır.
  • Münif Paşa’nın İlm-i Servet Telakkisi:
  • Kitabının ismi İlm-i Servet. İhtiyaçlar yeme-içme, giyinme ve barınma olarak üçe ayrılır. Kaynaklar ise arz ve hayvanlar olarak ikiye ayrılır. İdare-i mülkiye fayda ve kazanı konu edinir, sanayinin hangi yöntemlerle işleyeceğini ve adil gelirin nasıl sağlanacağını gösterir.
  • Serveti üçe ayırır: merkantilist, fizyokratik ve arzu duyulan her eşya.
  • Serveti altın ve gümüş olarak gören merkantilistlere karşı çıkar. İspanya örneğini vererek değerli madenlerin servet demek olmadığı ispata çalışır. Hakikatte servet yemek, içmek ve barınmak için gerekli olan şeylerden ibarettir.
  • Gereksinim duyulan şeyler üç şekilde elde edilir: Felahat (tarım ve hayvancılık), sınaat ve ticaret. Tüccar olmasa bir memleket halkının ihtiyaçlarından ziyade mahsul meydana gelmeyeceği gibi memlekette yetişen metaya da kanaat etmek gerekirdi.
  • Ticaret iki kısımdır: ticaret-i dahiliye ve ticaret-i hariciye. Ticaret-i hariciye kendi içinde ikiye ayrılır: ticaret-i hariciye-i istihlakiye (ihracat+ithalat) ve ticaret-i hariciye-i nakdiye. Kamunun menfaatleri önemli olduğu için bu ticaret şekillerinden evvela iç ticaret, daha sonra ise ihracat diğerlerine nazaran daha makbuldür.
  • Asıl servet mahsulattır. Münif Paşa önceleri Osmanlının sınaatte eğeyce ehliyetli olduğunu, Halep, Şam ve diğer bölgelerde ipek kumaş gibi emtiaların üretildiğini ve Avrupa’ya nakledildiğini ama sonraları sanayi ürünlerinin artık yabancı memleketlerden alındığını ve buna mukabil yalnızca ham eşya verildiğini, bu nedenle de sanayi ve ticaretin gelişip ilerleyeceği yerde gittikçe gerilediğini hayıflanarak anlatır. Bu durumun nedenleri ise Avrupa’nın ilerleyişi ve Osmanlı’nın ihracatı caydırıcı politikalarıdır.
  • Hürriyet (serbesti) sayesinde herkes kendi istidadına, iktidarına ve haline göre bir sanata teşebbüs eder ve kendi çalışmasından istifade edip sanatında kendi kabiliyeti ve istidadı nisbetinde terakki eder. Böylece mahsulat artarken fiyat düşer. İmtiyaz usulü ve gümrük zararlıdır.
  • Rekabet, sanayi erbabını devamlı olarak çalışmaya ve yaptığı işin ıslahına sevk eder, onların kazanç ve karlarının bir hadd-i itidalde kalmasını sağlar. Diğer faydası ise nizam-ı tabii’yi sağlamaktır. Yani arz-talep dengesini kurmaktır. Narh, gümrük, bac gibi şeyler hürriyet-i sanayiye mani olan tedbirlerdir.

 

Şükrü Hanioğlu – İttihat ve Terakki Cemiyeti Konferansı

1960lara kadar olan Cumhurbaşkanları (Atatürk, İnönü, Bayar) değişik ölçüde İttihat ve Terakki’nin (İTC) içinde rol oynayan kimselerdi. Bu yüzden İTC kendini feshedince İTC’nin etkisi de o anda bitmiştir denilemez.

Bahaddin Şakir:  İTC 800bin üyesiyle Osmanlı’nın en büyük kurumudur 1910da.

Bir anlamda İTC ideolojik devamlılığını getirecek kapasitede bir kurumdu. İTC’nin fazla şahıslara bağlanmadan örgütsel zeminini anlamak ve düşünce alanında da temsil ettiği düşünceleri ele almak lazım.

5 tane İTCden bahsetmek mümkün.

1- 1889-1905: Mekteb-i Tıbbiyeti İahanedeki kuruluşundan 1905te gerçek örgütlenmesi arasındaki dönem. Önemsiz bir dönem. Talebe örgütü niteliğinde. İsmi İttihat-ı Osmani. Kendi aralarında tartışmanın ötesine gidiş pek olmadı. 1895te Ahmet Rıza Bey ile olan yazışmaları sonrasında İTC ismini almıştır. İsim pozitivizmden ilgilenen Ahmet Rıza Bey’in önerisiyle konulmuştur. Muhalif olmalarına rağmen 2. Abdülhamit’in panislamizm söylemine yakın bir hareket.

İbrahim Temo ilk kurucu. İlk 4 kurucudan hiçbiri Türk değil. Mesela Temo Arnavut. İTC müslümanlar arası dayanışmayı temsil eden bir örgüt ilk başlarda. Sultanın devletteki müslüman unsurları birleştirme politikasını yansıtan bir örgüt olagelmiştir. Fakat bu daha sonra değişmeye başlamıştır.

2- 1895-1902 : Ahmet Rıza ve birtakım bürokratların işe girmesiyle örgüt ulemanın ve değişik tarikatlara mensup insanların desteğini alıyor. Gazi Ahmet Paşa gibi güçlü kişiler dahi İTC ile bu dönemde ilişkiler kurmaya başlıyor. İTCnin rejimi değiştirme isteği yankı buluyor. Bu anlamda destekçiler rejimde gözden düşmeye başlayan kişiler olarak görülebilir. İTC bir şemsiye örgüt haline gelmeye başlıyor.

Değişik fraksiyonlar değişik şubeleri yönetiyor. Kahirede Hoca Muhittin öncülüğünde ulamanın elinde. Paris şubesinde pozitivistler, İstanbulda bürokratlar, Cenevrede materyalistler hakim. Yapıdaki kimseler birbiriyle anlaşamayan gruplar. Mesela Fransa’da yayınlanan Meşveret dergisi pozitivist çizgide Fransız İhtilalini milat kabul eden bir çizgide ilerlerken, Kahire şubesi pozitivizmin Osmanlıda tepkiyle karşılanacağı için örgütü olumsuz etkileyeceğini söyleyip pozitivistleri eleştiriyordu.

Mizancı Murat Paşa muhafazakarların lideri olarak öne çıkıp bir süre cemiyete önderlik ediyor. Osmanlı-Yunan harbindeki Osmanlı başarısı muhaliflerin gücünü zayıflatıyor. Saray bu başarıyı kamuoyuna iyi duyurunca muhalefete ne lüzum var sorgulaması başlıyor. Bundan istifade eden Sultan, istihbaratının başındaki Ahmet Celaleddin Paşa’yı Fransaya gönderiyor ve İTC liderini yurda dönmeye raazı ettiriyor. Hareket bölünme yaşıyor bu adım sonrasında. Yurda dönenler Sultan’ın reform yapacağı beklentisi içindeydi.

Cemiyet bu bölünme sonrasında kaos içine giriyor ve merkezi idaresi zayıflıyor. Türkiyeye dönen Ahmet Rıza Bey diğer üyelerle çatışma halinde 1902ye kadar liderlik kadrosunda yerini alıyor. 1902de muhalif örgütler hep beraber bir kongre düzenlemeye karar veriyorlar.

3- 1902-1905: Bu yıl 1. Jön Türk kongresi toplanıyor. İki grup çıkıyor ortaya. İsmail Kemal Bey ile prens Sabahaddin diğer gruplarla birleşerek program metni hazırlıyor. Metinde kararların uygulanması için büyük devletlerin desteği aranacaktır deniliyor. Metnin alt metni şudur: Biz darbe yapmak için İngiltereden yardım isteyeceğiz.

Fakat Ahmet Rıza bey etrafındaki diğer grup karşı çıkıyor bu darbe düşüncesine. Darbenin yabancı eli ile yapılmasına karşı çıkıyorlar. Sabahaddin Bey ve İsmail Kemal Ermeni ve Rum örgütlerinin desteğiyle istedikleri kararı çıkarıyorlar.

bu kavgalardan sonra itc adı uzun bir süre kullanılmıyor. sabahaddin ve ismail kmal bey cemiyetin yayın organını ele geçiriyor ve yeni bir örgütlenme kuruyor. ingilizlerle temas kuruyorlar. ingiliz dışişleri bakanlığında müsteşar olan lord sanders ile irtibata geçiyorlar. sanders: siz bir darbeyi uygulama aşamasına gelirseniz biz size donanma koruması sağlarız. bir ingiliz bankerden de sabahaddin bey büyük miktarda para alıyor darbeyi gerçekleştirmek için.

diğer grup ethem ruhi bey itc adını kullanıp mısırda bir gazete çıkarıyor ama kısa sürede anarşist fikirlerden etkilenip başka isimde bir örgüt kuruyor.

4- 1905 yılı sonunda Doktor Bahaddin Şakir esas İTCyi kuruyor. Şakir için Yahya Kemal gerçek bir komiteci ve İTCyi kısa bir süre içinde entelektüel bir hareketten komitacı bir harekete çevirdi der.

1905-7 yılları içinde İTC imparatorluğun etrafında ciddi bir şube ağı oluşturmuş duruma geliyor. İmparatorluğun içinde de ufak şubeler kuruyor.

Ordunun önemi anlaşılıyor. Şakir ordu mensuplarından öncelikle düşük rütbeli subayları İTCye üye yapmayı amaçlıyor.

Müslümanların ezilmesine olan tepki ve Batı aleyhtarlığı milliyetçiliği tetikliyor. İTC hızlı bir Türkçülüğe kayıyor. İlk İTCcilerin hiçbiri Türk değilken, 1906da Türk olmayan kalmıyor. Kaybedilen topraklarda Türklerin haklarını korumayı amaçlayan bir örgüt oluyor.

1904-5 Rus-Japon harbi modern tarihte ilk kez ASyalı avrupalıyı yeniyor. Bunun etkisi Hindistanda, Osmanlı’da çarpıcı bir örnek oluyor. Bu gelişmeler İstanbulda yakından takip ediliyor. Bunun iki etkisi var. Önemli etkisi Rusya’da duma kurulması ve Rus müslümanlarının yayın ve iletişim faaliyetinde yeni bir devrin başlaması.

Fransanın cciddi bir milliyetçilik merkezi olması İTCyi de etkiliyor. İTC 1908 ihtilanin düğmesine bastığı anda çoğu subaydan oluşan 2500 üyesi vardı sadece Makedonyada. Bu üyelerin hemen hepsi ciddi birlikleri harekete geçirebilecek mevkidelerdi.

Bazıları İTC şubesi kurmak için şube kurmak istiyordu, bir nevi kendini takdim etme gibi. Daha sonra İTC bu tür kendi istemi dışında şubeleşenleri tasfiye etmeye başladı. Bu yüzden İTC hiçbir zaman demoratik bir yapıya kavuşamadı. Hep bir merkez-i umumi tarafından yönetildi. Aşağıdan yukarıya değil hep yukardan aşağıya emir-talep çizgisi izleniyordu.

İTCyi ordu iktidarı olarak görüyoruz ama bu çok yanlış. Çok sayıda ordu mensubu barındırmasına rağmen esas içeriği ordu değil ve askerin üst kademeleri İTCye karşı. Bazıları ordunun yönetimde olmasını istiyor ve bu yüzden İTC ile rekabet halindeler. 1913e kadar devam ediyor ve İTC orduyu da kontrol ediyor ve ordu mensuplarına yemin ettiriyorlar İTCye bağlı kalcaklarına dair. Sonuçta İTC darbe sonucu gelen bir oluşum değil.

Kendi tarihimizde Vakayı Hayriyeyi hep iyi bir olay gibi görüyoruz. Ama gerek yeni osmanlılar gerekse de Jön Türkler  yeniçeri ilgasının saray diktatöryasını doğurdu. Çünkü yeniçeriler ve ulema halkın çıkarlarını temsil ediyordu.

1826dan sonra ulemanın da yeni bir talebi var. fakat onlar da başarısız oluyor. İTC ancak kendisiyle işbirliği yapan ulemanın önünü açıyor. Geri kalanın iktidara karışmasını engelliyor. İTC 1908den itibaren her konuda hükümete direktif veriyor. Meselada İzmirdeki kuru incirin fiyatını dahi belirlemişlerdir. İTC Avrtupada daha sonra görülecek otoriter tek parti düzeninin ilk örneğini oluşturuyor.

İTC hürriyeti getiren olarak kendisini görmesine rağmen temelde özgürlükçü değil, aksine toplumsal mühendislik yapmaya çalışan son derece güçlü ideolojik tercihleri olan bir parti konumuna geliyor 1909-1912 arasında.

İTC sonunda bir kollektif karar alıcı cemiyet kültünün, cemiyete tapınmanın özelliklerini taşıyor. Lider kültü yok ama cemiyet kültü var. İTC Enver, Talat Paşaların istediğini yaptırdığı bir yapı değil. Kararlar merkez komitede tartışılıyor, ve sonunda herkes karar uyuyor.

1918 İttihatçılığın bir nebze de olsa sonunu getirdi. 1926da İttihatçılığın sonuna geliniyor.

 

 

Şevket Pamuk – Osmanlı-Türkiye İktisadî Tarihi 1500-1914

Toplum, Ekonomi ve Maliye

16. yüzyıl, Osmanlı İmparatorluğu’nun en parlak dönemidir. [Bu iddia, farklı Osmanlı gerileme paradigmaları bağlamında anlam kazanır. Osmanlı’nın kendi içinde zirveyi daha sonraki bir dönemde gördüğü bu farklı paradigmalar içindedir. Sağlıklı olması için ‘en parlak’ dönemin en azından hangi alanda ve Osmanlı’nın kendi içinde mi yoksa Avrupa ile karşılaştırmalı olarak mı zirvede olduğu söylenebilir.] 31

16. yüzyılda Osmanlı toplumsal kuruluşu 19. yüzyıl öncesindeki en merkeziyetçi dönemini yaşamıştır. 32

Nüfusun büyük bir bölümü devlet mülkiyetindeki tporaklar üzerinde ve aile işletmeleri çerçevesinde tarımla uğraşıyordu. İşledikleri toprak miktarı ve sağladıkları gelir açısından bu köylü üreticiler arasında önemli farklılaşmalar görülmüyordu. [gelir dağılımının bozuk olmamasının önemli sebeplerinden] 32

Osmanlılar’ın uyguladığı biçimiyle devşirme sisteminde Hıristiyan çocuklar, yaklaşık olarak her kırk haneden bir çocuk hesabıyla, küçük yaşta köylerinden alınıyor ve Müslüman adet ve geleneklerine göre yetiştirilmek üzere Türk köylü ailelerinin yanına veriliyorlardı. 33

Taşra yöneticiliğinde en alt basamaklardan birini oluşturan sipahilik, diğer devlet görevlerinin pek çoğunun aksine, babadan oğula geçebiliyordu. [şiddet uygulamak için liyakate gerek olmamış] 34

Sefer sırasında kendi köyüne uğrayabilmek, yakınlarını ziyaret edebilmek için ordunun yolunu değiştiren devşirme kökenli vezirlere rastlanıyordu. 34

16. yüzyılın ikinci yarısından itibaren ise devşirme sisteminin önemi azalmaya başlamış, Türk ve Müslüman kökenlilerin devlet görevlileri içindeki ağırlığı artmıştır. [‘devleti yönetenler azınlıklardı, Türkler ise dağda davar yayıyordu’ söylemine karşı bir tespit] 34

Ulema, devşirmeler arasından değil, eğitim gördükleri medreselerin bulunduğu kentlerdeki Müslüman nüfus arasından, esas olarak da İstanbul ile Batı ve Orta Anadolu’daki Türkler arasından çıkıyordu [ulemanın anadolu’dan gelenlerden oluşmasının tarikatler arasında veya kabaca ortodoksi ile heterodoksi arasında bir rekabete yol açtığı söylenebilir mi?] 34

Osmanlı tarihi yalnızca Osmanlı Devleti’nin tarihi olarak kabul edilince, merkezi devletin gücünün arttığı dönemleri genişleme ve yükselme, merkezi devletin sayıfladığı dönemleri ise durgunluk ve gerileme dönemleri olarak nitelendirmek kaçınılmaz oluyor. 35

İktisadi tarih çalışmalarında, devlet ağırlıklı bakış açısı kendisini maliye ile ekonominin birbirine karıştırılması biçiminde gösteriyor. Böylecce Osmanlı ekonomisinin tarihi maliyenin tarihine indirgenmekte, maliyenin güçlü olduğu zaman ekonominin genel bir canlanma içinde olduğu, maliyenin bunalıma girdiği zaman da ekonominin durgunluğa ve gerilemeye sürüklendiği varsayılmaktadır. 35


Anadolu’da Tarım

16. yüzyılda nüfusu yarım milyonu aşarak tekrar Akdeniz havzasının en büyük kentlerinden biri durumuna gelen ve Anadolu’daki diğer kentlerin tümünü gölgede bırakan İstanbul, hububat gereksiniminin büyük bir bölümünü deniz yoluyla Balkanlar’dan ve Ege kıyılarından sağlamaktaydı. Bu durumda, İç Anadolu’nun bugün hububat tarımına çok elverişli geniş ve iç pazarı besleyen topraklarının ancak sınırlı ölçülerde üretime açıldığını, bu bölgede yaşayan kırsal nüfusun kendi tüketimleri ile bir miktar da yerel pazarlar için üretim yapıldığını söyleyebiliriz. 38

Devletin topraktaki mülkiyet biçimlerine müdahalesi anadolu’da büyük işletmelerin yaygınlaşmasını engellemiş ve küçük üreticiliği güçlendirmiştir. 38

Anadolu’da toprağın verimliliği ortalama bire beş. 38

16. yüzyıl Osmanlı köylerinin kapalı, kendi kendilerine yeterli birimler oluşturduğunu söylemek mümkün değildir. 16. yyda Osmanlı kırlarıyla kentleri arasında önemli bağlar (yerel pazar) kurulmuştu. 38

Devlete ait olan ve mirî olarak adlandırılan topraklar, işlenmeleri ve belirli vergilerin ödenmesi yükümlülüğü karşılığında köylü hanelerine bırakılıyordu. 39

Kuru tarım yapılan yerlerde her yıl topraklarının yarısının nadasa bırakıldığını varsayarsak, ortalama bir köylü hanesinin bir çift öküz ile yılda 40 ya da 50 dönüm toprak ektiğini söyleyebiliriz. 40


Tarımın Vergilendirilmesi

Rumeli’de fethedilen topraklarda devlet mülkiyetinin kurulması daha kolay olmuş, buna karşılık Anadolu’da özel mülkiyet daha uzun bir süre direnebilmişti. Tımar düzeni ancak bu mücadeleniin merkezî devlet lehine gelişmesi sayesinde yaygınlaşabildi. 42

16. yyın son çeyreğine kadar Osmanlı ordusunun temel vurucu gücünü atlı sipahi ordusu oluşturuyordu. 1527-8 sayımına göre kapıkulu 30-35bin civarıyken, sipahi 70-80 bin civarıydı. 42

Tımar düzeni tarımsal artığın devlet hazinesine aktarılmasını sağlıyordu. Küçük işletmelerin ağırlığı vardı. Bu yapı aynı zamanda merkezî devlete karşı siyasal alternatiflerin oluşmasını güçleştiriyor ve toprağa bağlı bir aristokrasinin ortaya çıkmasını engelliyordu. 43

16. yyda toprak bolluğu ve nüfuz azlığı devletin emeğe verdiği önemi artırıyordu. Reayayı toprağa bağlamak ve tarımsal üretimi gerçekleştirmesini sağlamak, merkezi devlet açısından büyük önem taşıyordu. Bu yüzden reayanın kente giderek bir loncaya girmesi veya bir başka tımara geçmesi çiftbozan resimleriyle engellenmeye çalışılıyordu. 43

16. yyın ortalarından sonra nüfus artışı nedeniyle, emek tarımsal üretimde bir darboğaz oluşturmaktan çıkmıştır. Bu koşullarda göçe yönelik baskılar gevşemiştir. 44

Vergi türleri

Çift resmi: bir çift öküz taradından işlenebilecek kadar toprağı olan köylü hanelerinden alınan vergiye çift resmi denir. 16. yy’da çift resmi Rumelide 22 akçe, anadolu’da 33 akçeydi.

Öşür (üretim vergisi): devletin gücüne, toprağın verimine bağlı olarak 1/5-1/10 arasında değişir.

angarya: Avrupa feodalizminin aksine, Osmanlı2da merkezi devlet sipahinin reayayı fazla angaryaya koşturmaması için çalışma gününe üst sınır koyar. Merkezi otoritenin zayıfladığı dönemlerde reaya üzerindeki baskılar artmış ve sipahiler keyfi davranışlarda bulunmuşlardır. 46

Olağanüstü vergiler: bir köyün tümünden belli miktarda gıda maddeleri, ordu için gerekli malzeme veya nakit talep edilirdi. 16. yyın sonlarına doğru olağanüstü olma niteliğini yitirip daha sık toplanmaya başlandı. 47

Batı feodalizminin aksine, sipahi yargı açısından yetkisizdi. Feodal toplumların en önemli özelliklerinden bir olan egemenliğin parçalanması durumunun Osmanlı toplumunda geçerli olmadığı görülüyor. 47

Tımar haricindeki mülkiyet türleri

a. İkili veya çift başlı mülkiyet: divani-malikane adı verilir. Rumelinin kolayca devletleştirilmesine karşın eski anadolu Selçuklu Devleti topraklarında özel mükiyet oluştuğu için Osmanlı bu toprakları kolayca kendi mülkü olarak ilan edemedi. ama bu toprakların kullanım hakkını üzerine alarak vergilendirmeye tabii tutmaya çalıştı.

b. Tam özel mülkiyet: Merkezi devletin keni yönetim biçimini tam anlamıyla kuramadığı eyaletlerde rastlanırdı. Kürt aşiretletinin olduğu yerler, Mısır, Rodos, Kıbrıs, Girit, Basra, Bağdat özel mülkiyetin tanındığı yerlerdir. Buralarda devlet yıllık vergisini toplayıp mülkiyet ilişkilerine karışmamıştır.

c. Vakıflar: Mülk sahiplerinin kendilerine İslam hukukunda destek aramalarını müteakip mirasçılarını mülklerinden yararlandırabilmek için vakıf açma yolunu keşfettiler.

d. Devlet işletmeiliği ve haslar: Miri hasları merkezi devletin atadığı ve maaş verdiği memurlar yönetirdi. Bu tprakları işleyen reaya, doğrudan merkezi devletle karşı karşıya bulunur ve araya sipahi gibi askeri sınıftan bir başka kişi girmezdi. Miri haslarda egemen olan eğilim reayanın kollanması değil, azami sömürüydü. Çalışanlar genelde savaş esirleriydi.

14. ve 15. yylarda yerel ailelerin siyasal gücü daha fazlaydı; toprakta özel mülkiyet ve vakıflar daha yaygındı. Buna karşılık, merkezi devletin siyasal gücü ve toprakta devlet mülkiyetinin ağırlığı 2. Mehmed döneminden itibaren artmaya başlamış ve 16. yyın ortalarında doruğa ulaşmıştır. 53

İmparatorluğun Mısır eyaleti dışında kalan alanllarında, tüm tarımsal toprakların yaklaşık beşte dördünün devlet mülkiyetinde, geri kalan beşte birinin de özel mülk ve vakıf toprakları olduğu yaklaşık ve kaba bir tahmin olarak öne sürülebilir. 55


Kent Ekonomisinde Loncalar

Loncalar, yerel yönetimler üzerindeki siyasal güçleri sayesinde, herhangi bir üretim veya ticaret dalında kendileri dışında faaliyet gösterilmesinin yasaklanmasını sağlamışlar, bir anlamda tekel konumuna yükselmişlerdi. 56

Loncalar aynı zamanda kendi içlerinde de rekabete karşıydı. Lonca üyeleri arasında ortaya çıkabilecek farklılaşmanın önlenmesi ancak daha girişimcci, kar ve birikim eğilimi güçlü üyelerin engellenmesiyle mümkün olabilir. 57

Ortaçağ’ın durağan koşullarında biçimlenen ve rekabeti sınırlamaya çalışan bu tekelci yapıların üretim faaliyetlerinin, işbölümünün ve teknolojinin gelişmesini engelleyici özellikleri öne çıkmaya başladı. 57

Osmanlı loncaları:

13. ve 14. yylarda toplumsal dayanışmanın çeşitli unsuslarını taşıyan fütüvvet ahlakının ve fütüvvet derneklerinin ahilik adı altında Anadolu loncalarında etkili olduğu, kentlerdeki loncaların fütüvvet ilkelerine göre bir ahi önderliğinde örgütlendiği biliniyor. 58

Ahiler merkezi yönetime arşı yerel muhalefeti temsil etmişlerdir. Merkezi devlet güçlendikçe etkilerini yitirmişlerdir. 58

Büyük kentlerde 16. yyda kar amacıyla oluşan üretimi ve üyeler arasındaki rekabeti sınırlayıcı kurallara rağmen loncalar arasında farklılıklar oluşmuştu. 1586da hammadde sıkıntısı başgösterince devletin yaptığı araştırmaya göre 50-60 tezgaha sahip olan lonca üyeleri bulunmaktaydı. Fakat devlet lonca içinden veya lonca dışından lonca hiyerarşisine ve üretim anlayışına karşı oluşabilecek hareketlere karşı tavır alıyordu. 61

Loncalara sağlanan devlet desteği ve loncalar üzerindeki devlet denetimi, İstanbul’dan uzaklaştık.a azalıyordu. 62

Loncalar içinde Alevilik, Bektaşilik gibi devlet dini ortodoks Sünnilikle çelişen akımların yaygın olması, devletle loncalar arasındaki gerginliği ve karşılıklı kuşkuyu artırıyordu.


İç ve Dış Ticaret

İç ticaretin geliştirilmesi için kuruluştan itibaren fethedilen yerlere bedesten yaptırılıyor ve gerekitse başka yörelerde yaşayan tüccar ve zanaatkarlar, vergi bağışıklıkları sağlanarak, hatta sürgünlere başvurularak kente çekiliyordu. 66

İaşe sorunlarının çözümü için gerektiğinde tüccarlara imtiyazlar sağlanıyor, bölgesel ticaret tekellerinin kurulmasına izin veriliyordu. 67

Fakat daha fazla kar amacıyla tüccarlar istifçiliğe, stokçuluğabaşvurup kentlerde darlıklara yol açabiliyordu. Kıt malları narh dahilinde iç pazarda satmak yerine dış pazarda daha yüksek fiyata satmak tüccarların bazen başvurdukları bir yöntemdi. 67

Devlet, imparatorluğun büyük ölçüde kendi kendine yeterli konumunu korumaya çalışırdı. Bu amaçla gerektiğinde darlığı duyulan gıda maddelerinin ve hammaddelerin ihracatı yasaklanabiliyordu. Buna karşılık, iaşe sorunlarını hafifleteceği gerekçesiyle destekleniyordu. 68

Anadolu ile imparatorluk dışında kalan bölgeler arasındaki ticarette üç ana eksen görülmektedir:

  1. Osm. İmp. ile İran arasında karayolu üzerinden yürütülen ticareti kapsıyordu.
  2. İkinci ticaret ekseni kuzey-güney yönünde, anadolu ile Suriye ve Mısır arasında gelişmişti. Mısır ve Suriye ticaretinin özellikle İStanbul için önemi arttıkça, denizlerin güvenliği Osmanlı yönetimi için önemli bir sorun durumuna geldi. 16. yyın başlarında Suriye ve Mısır’un fethinden sonra, Rodos çövalyelerinin üssü olan Rodos adasının alınmasıyla bu ticaret yolu tümüyle Osmanlılar’ın denetimine girdi.
  3. anadolu’dan Karadeniz’in kuzeyine ve oradan da Polonya ve Rusya içlerine uzanan eksen.

D. Akdeniz ve Karadeniz’e kıyısı olan devletler Venediklilere çeşitli ticaari imtiyazlar vermişlerdi. Osm. Devleti genişledikçe ve bu bölgeleri denetimi altına almaya başlayınca, Venediklilere sağlanan imtiyazları geri aldı. Osm. ayrıca Venedik’in rakibi olan Ceneviz, Floransa ve Ragusa’ya tekeller ve başka ticari ayrıcalıklar tanıdı. 69

İhracat genellikle ithalattan fazla olduğu için, aradaki fark batıdan doğuya doğru altın ve gümüş akımıyla karşılanıyordu. 69

17. yyın başlarından itibaren de, Avrupa’nın bu yeni yükselen güçleri Venedik, Rusya ve diğer İtalyan kent devletlerinin etki alanını Adriyatik deniziyle sınırlamaya başladılar. 69

Hint Okyanusundaki ticaret yolları:

Hindistan’dan gelen ve Orta Doğu’yu kervanlarla geçerek Akdeniz’e ulaşan eski ticaret yolunun hemen çökmediğini, 16. yyın başlarında yediğii darbeye karşın 1540lardan itibaren eski canlılığını kazanmaya başladığığnı ve 16. yyın sonlarına kadar okyanuslardan geçen yolla rekabeti sürdürdüğünü gösteriyor. 70

15. yyın ikinci yarısından itibaren Portekizliler ve diğer Atlantik ülkeleri, büyük denizler için çok daha elverişli olan yelkenli gemi yapım tekniğini geliştirmeye başlamışlar ve bu yelkenli gemilere uzun menzilli hafif toplar yerleştirmeyi başarmışlardı. Bu teknolojik üstünlük nedeniyle Osmanlıların Portekizlilerle açık denizlerde rekabete  tutuşmaları güçleşiyordu. 71

1554 yılında Portekizlilerle girişilen ilk açık deniz savaşı Osmanlıların yenilgisi ve donanmanın önemli bir bölümünün yitirilmesiyle sonuçlandı. Yine de Osmanlıların kıyıları denetleme stratejisinin başarıya ulaştığı söylenebilir. açık denizlerdeki üstünlüklerine karşın Portekizliler, Osmanlılarla kıyılarda rekabet edemediler. 71

Merkantilizm ve Osmanlı:

Osm. Devleti yalnızca 15. ve 16. yylarda değil, 17. ve 18. yylarda da merkantilizmin tam karşıtı politikalar izlemiştir. Osm.nın dış ticaret politikalarına egemen olan iki temel kaygı sarayın, ordunun ve donanmanın, kentlerin ve bir ölçüde de loncaların iaşe sorunlarının çözülmesi ve mali gelir sağlamaktı. 73

Yabancı tüccarlar ve yabancı deniz filoları da hem mal getirdikleri, hem de devlete gümrk vergisi geliri sağladıkları için teşvik ediliyordu. 73

Merkezi devlet, loncaları ithal mallarının rekabetinden korumaya çalışmamış, loncaları desteklemek amacıyla ithalatı sınırlamak yoluna gitmemiştir. 19. yya kadar korumacılığın ciddi bir iktisadi politika konusu olarak gündeme gelmemesinin bir nedeni de Sanayi Devrimi sonrasına kadar mamul mallar ithalatının sınırlı kalmasıdır. 73

Osmanlı yönetimi dış ticareti dış politikanın bir aracı olarak görmüş ve kullanmıştır. 73


Kredi, Finans ve Servetler

Ortaçağ İslam hukuku içinde, faiz yasaklarının etrafından dolaşmanın yolları keşfedilmişti Bu nedenle, ticari işlemlerde faiz kullanımının önünde aşılması mümkün olmayan engeller bulunmuyordu. 75

Ne İslam dininin faize getirdiği yasaklamalar ne de Avrupakine benzeyen türde bankacılık kurumlarının yokluğu Osmanlı toplumunda kredi ilişkilerinin yaygınlaşmasını engelleyebilmiştir. 76

Mahkeme önüne gelen kişiler, faiz uygulamasını gizlemek veya hukuki engellemeleri aşmak için herhangi bir oyuna başvurmak zorunda hissetmiyorlardı. Yıllık faiz oranları yüzde 10 ile 20 arasında değişmekteydi. 76

Bursa’da kredinin kentin en yoksulları da dahil olmak üzere her kesim tarafından kullanıldığı anlaşılıyor. 77

17. yyda, Bursa ve Edirne gibi büyük kentlerde en büyük servetler, mal varlıklarının büyük bir bölümünü faizle borç veren kişilerin elindeydi. 76

Para vakıfları:

Para vakıfları mal varlığı olarak nakitle kurulan ve borç vererek sağladıkları faiz geliriyle amaçladıkları faaliyetleri yerine getirmeye çalışan kuruluşlardı. Para vakıflarının faaliyetleri 15. yyın başlarından itibaren Osmanlı mahkemeleri tarafından onaylanmaya başlamıştı. 78

18. yyın herhangi bir anında, Bursa kent nüfusunun yaklaşık olarak yüzde 10u kadar geniş bir kesimin para vakıflarından kredi kullanmakta olduğu anlaşılıyor. 79

16. yyda para vakıflarının dinen meşru olup olmadığı tartışması vardı. Ebussuud Efendi karşı argüman getirerek ‘vakıfların borç para vermediği takdirde çökeceğini, bunun d aİslam toplumuna zarar vereceğini’ iddia ederdi. 79

Arap vilayetlerinin bazılarında vakıflar görünse de faiz Anadolu kadar yaygın değildi. Yerel mahkemeler faizli borçları isteksizlikle ve ancak İstanbuldan padişahın yolladığı talimatlar sonucunda kabul ediyorlardı. 80

Özel mülkiyeti sürdürmek amacıyla vakıf kuran kişiler vakfın gelirlerini mümkün olduğu ölçüde denetlemeye, bu gelirlerden kuşaklar boyu yararlanmaya çalışırladrı. Örneğin evladiyye adı verilen vakıflar, gelirleri kurucu ailenin elinde toplamayı amaçlıyordu. 84

Vakıf kurma girişimleri en çok kolaylıkla servet oluşturabilen ancak servetleri görevlerine bağlı kalan ve görevlerinden ayrıldıktan sonra aynı derecede kolaylıkla müsadereye uğrayabilen devlet görevlilerinden gelmekteydi. 84


Devlet ve Ekonomi

Devletin iktisadi politikaları:

15. yyın sonlarına kadar, taşradaki toprağa bağlı Türk kökenli aristokrasi ile merkezdeki çoğunluğu devşirmelerden oluşan bürokrasi arasında yoğun bir mücadele yaşandı. 15. yyın ikinci yarısında, II. Mehmet’in başarılı merkezileşme hamlesiyle birlikte, dengfeler kesin olarak ve merkezden yana değişti. Bu dönüşümden sonra, devletin iktisadi uygulamaları artık çok daha güçlü biçimde bürokrasinin önceliklerini yansıtmaya başladı. Buna karşılık, toprak sahiplerinin, tüccarların ve sarrafların devletin iktisaadi politikaları üzerindeki etkisi sınırlı kaldı. 87

17. ve 18. yyda merkeziyetçi yapının zayıflamasına karşın, üreticiler ve tüccarlar bu geleneksel politikaların değiştirilmesi içim merkezi devlet üzerinde baskı oluşturacak kadar güçlenemediler. Sadece taşrada, yerel olarak güçlü kesimler, yerel yöneticiler üzeriinde etkili olabildiler. Oysa, yaklaşık olarak aynı dönemlerde Avrupada, üreticilerin ve tüccararın siyasal güçlerinin artması ve devlet politikalarını yönlendirmeleri sayesinde, merkantilist politikalar ağırlık kazanmıştı. 87

Ortaçağ İslam devletlerinin uygulamalarıyla karşılaştırıldığında, Osmanlıların ekonomiye daha fazla müdahale ettikleri görülüyor. Ayrıca Osmanlılar mali, iktisadi ve idari konularda, İslam hukukuyla sık sık çelişen kendi kanunlarını çıkardılar ve bunları uyguladılar. 89

Kapsamlı değil seçici müdahalecilik:

Osmanlıda müdahalecilik yanlış değerlendirilyor. Bunun nedenleri arşivden kaynaklanıyor. Çünkü arşivde yalnızca müdahaleler görünüyor, ancak müdahalenin olmadığı binlerce örnek içinde devlet olmadıdğı için arşivde yer almıyor. 90

Narh listeleri sürekli hazırlanmıyordu. Daha istikrarlı dönemlerde, kimi durumlar yirmi otuz yıllık süreler boyunca yerel yöneticilerin narh listeleri hazırlamadığı dikkati çekmektedir. 91

Arşivle ilgili ikinci sıkıntı ise kayıtların genelde İstanbulla ilgili olması. Oysa, İstanbul dışındaki yerlerde devletin etkisi ve müdahalesi daha az. 91

Ekonomide müdahalecilik 17. ve 18. yylarda sınırlı kalmıştır. Ancak 18. yyın sonlarından itibaren sıklaşan savaşların ve bozulan mali durumun etkisiyle devlet müdahaleciliği yeni bir dalga halinde tekrar gündeme gelmiştir. 91

Klasik dönemde iktisadi yapıların en önemli özellikleri

Devlet adına yönetici sınıf vregilendirme yoluyla köylülerin yarattığı artığa 15. yydan itivaren el koyuyordu. 94

Avrupada toprak mülkiyeti feodal beylerin elindeydi. Merkezi devletin gücü sınırlıydı ve egemenlik feodal beyler arsında parçalanmıştı. Temel toplumsal sınıflar, feodal beyler ve toprağa bağlı serflerdi. Toprağın alınır satılır bir meta haline gelmesi ve köylülerin topraktan mülksüzleşmesiyle birlikte feodal üretim tarzı çözülme sürecine girmiştir. Avrupada feodallerden ve merkezi devletten bağımsız sermaye birikimi gerçekleşebilmiştir çünkü kentler bu güçlerden bağımsız olarak örgütleniyordu. 95


Avrupada Kapitalizmin Doğuşu

12 ve 13. yylarda Avr. feodalizmi genişleme dönemi yaşamıştı. Avr. feodalizmi 15. yyın ortalarına akdar sürecek uzun dönemli bir durgunluk, hatta bunalım dönemine girdi.

99

Tarımdan sağladıkları gelirlerin azalması üzerine geodal beyler sergler rüzerindeki baskıyı artırmaya, serglerden daha ağır taleplerde bulunmaya başlayınca, açlık koşullarıyla karşı karşıya kalan köylüler direnmeye ve ayaklanmaya başladılar. 99

14. yy’daki bunalımın sebebi 13. yyda feodal beylerin ellerindeki serveti yatırım yerine savaş ve tüketime ayırmaları yatar. Oysa 12. yyda senyörler ellerindeki servetin bir kısmını yatırım yapmak için ayırmışlardı. 99

Feodalizmin erken aşamalarından itibaren Avrupada siyasal egemenlik feodal beyler arasında parçalanmış, parsellenmişti. Bu durum kasaba ve kentlere önemli bir özerklik getirdi, feodal beylerin müdahalelerinden uzak bir biçimde gelişmelerine olanak sağladı. Özel mülkiyet ve özel mülkiyete dayalı hukuk da bu koşullarda yayıldı, uzun mesafeli ticaretin gelişmesi tüccarların elinde sermaye birikimini hızlandırdı. 101

Kentlerin özerkliği, beylerin baskısı altında ezilmekte olan serflere topraklarını terk etme olanağını sağladı. kentlerde siyasal gücü olmayan senyörler göç eden köylüleri geri getiremeyeince, topraklarını işlkeyecek kiracı bulmakta güçlük çekmeye başladılar. Böylece serflik ilişikileri çözülmeye başladı. 101

Ayaklanmalar:

Kırsal alanlarda kalan serfler beylerin artan talepleri karşısında direnmeye ve müdale etmeye başladılar. 101

16. yya gelindiğinde, İngiltere’de küçük üreticiler arasındaki farklılaşma oldukça ilerlemişti. 14. yyda kırsal alanlarda serflerin direniş ve mücadeleleriyle başlayan süre., kapitalizmin temel üretim ilişkisi olan ücretli emeğin ortaya çıkmasına yol açmıştı. 102

Serf ile toprak sahibi arasındaki mücadele 14. yyda Avrupa’da ücretli emeğin ortaya çıkmasını sağladı. 102

Öte yandan, Doğu Avrupada Elbe Nehrinin doğusunda kalan alanlarda dengeler feodal beylerden yanaydı. 102

İktisadi gelişme ve canlılık:

Amerikadan gelen değerli madenler Avrupa mal akışını sağladı. Avrupanın Hindistandan ithal ettiği baharat, ipekli kumaşlar ve değerli taşlar Amerikadan gelen altın ve gümüşle ödendi. 103

14. yydaki nüfus azalışı ve tarımsal üretimdeki düşüten sonra 15. ve 16. yylarda Avrupa iktisadi hayatı gelişmiş, tarım üretim ve nüfus artmıştı. 14. yyda Avrupa nüfusu 73 mlyondan 45 milyona gerilemişken, 1450de nüfus 60 milyona, 1600de 90 milyona ulaştı.

16. yyda parça başına üretim İngilterede gelişiyor. Ticaret sermayesi mamul mallar üretimini loncaların egemen olduğu kentlerden kırsal alanlara taşımayı başarıyor. Ancak, İtalya gibi loncaların güçlü olduğu ve güçlü yerel yönetimler tarafından desteklendiği yerlerden, mamul mallar üretiminin kırsal alanlara taşınarak yeniden örgütlenmesi mümkün olmamıştır. 104

Bu ayrım kapitalizme geçiş sürecini etkiliyor ve Batı avrupada kapitalizmin doğudan hızlı görülmesine sebep oluyor. 104

16.yyda toprak bulmak güçleşmekte, tarımsal üretimdeki artış yavaşlamakta ve üretim hızı nüfus artış hızının gerisine düşmekteydi. İngiltere ve Hollanda’da yatırımlar sayesinde verimlilik artışı oluyordu, ama İtalya’da nüfus daha yoğundu ve üretim nüfusa yetişemiyordu. 104

Parça başına üretim ticaret sermayesinin mamul mallar üretiminde loncaların egemen oldukları kentlerden kırsal alanlara taşınmasını kolaylaştırmıştır. Anca İtalya gibi loncaların güçlü olduğu ve güçlü yerel yönetimler tarafından desteklendiği yerlerde, mamul mallar üretiminin kırsal alanlara taşınarak yeniden örgütlenmesi mümkün olmamıştır. 104

Fiyat Devrimi:

16. yyın başından 1600 veya 1650 yılına kadar geçen 100-150 yıllık sürede ilk önce Batı ve Güney Avrupa’da, sonra da Eski Dünya’nın diğer bölgelerinde fiyatlar hızlı bir artış eğilimi içine girdiler. 105

İngilterede fiyatlar 1500-1600 arası  5 kat, 1500-1650 arası 8 kat artmıştı. İtalyada ise 2 kat artmıştır 1500-1600 arası. Farkın nedenlerinden biri İngilterenin yaşadığı mali bunalımı paranın değerini düşürerek aşmaya çalışması. 105

Yıllık bazda İngilteredeki enflasyon %1,5, İtalyada ise 1den düşük olduğu görülür.

Nedenleri:

İki sebep üzerinde duruluyor: Paranın dolaşım hızının fazla olmadığı ortamda fiyatlar tedavüldeki para miktarıyla orantılı olarak artar. Gümüşün amerikadan Avrupaya kayması bu artışın sebeplerindendir. Mali bunalımlar da para basma yooluyla giderilmeye çalışıldı.

Ancak fiyat artışı altın ve gümüş akışından önce başlıyor. Ve tüm fiyatlar aynı hızla artmıyor.

İkinci sebep. 16. yyda nüfus artışı çok hızlı oldu. Tarımsal üretimdeki artış nüfus artışının gerisinde kaldı. Bu yüzden de tarımsal fiyatlar diğer fiyatladn daha hızlı artmıştır. Bürokrasinin ve orduların büyümesi devlet harcamalarını ve enflasyonu hızlandırmıştı.

Etkisi: Ücretlerdeki artışın fiyatlardaki artışın gerisinde kalması karları ve sermaye birikimi artırır. Ancak 16. yyda, tarımsal fiyatlar ve toprak kiraları mamul malların fiyatlarından hızlı artmıştır. Bu yüzden yükselen fiyatlar kapitalistlere değil, toprak sahiplerine yarar. 107

“Kapitalizmin kökenlerini 16. yyılda oluşan servetlerde değil, dönüşüme uğrayan üretim ilişkilerinde aramak daha doğru olacak”. 107


Dünya Ekonomisi İçinde Doğu Akdeniz Havzası

16. yy genel bir canlılık dönemiydi, kentleşme, nüfus artış hızı arttı, ve üretim miktarında artış oldu. Ama üretimdeki artış nüfustaki artışın gerisindeydi.

Genişleme:

Osmanlıda da 16. yyda nüfus sürekli artış göstermiştir. 16.yy başlarında nüfus toprağı işleyebilecek kadar fazla değildi. Dirik sahibi sipahiler reaya ailelerini toprağa bağlamak ve başka yerlerdeki aileleri kendi toprağına çekmek için uğraşıyordu. Nüfus artışıyla bu sorun kısmen çözüldü. Tarımsal üretimdeki artış 16. yyın üçüncü çeyreğine kadar, nüfus artışlarının önündeydi. Üretim fazlası kentlerde zanaatın ağırlık kazanmasını sağladı. Kırsal alanlardaki gelirilerin artması da kent loncalarının ürettiği mamul mallara kırsal kesimden gelen talebi artırıyordu. Fakat nüfus artışı sonrası tarımda ve kentlerde kişi başına düşen gelirlerin gerilemiş olması mümkündür. Ortadoğu’dan geçen hindistan ticaret yolları yüzyıl başlarında yedikleri darbeden sonra tekrar canlandılar ve 16. yy sonuna kdar önemlerini korudular. 109

Bunalım:

16. yy’ın ilk yarısında Osm. tarımında önemli teknolojik gelişmeler ya da verimlilik sıçramaları göörülmüyordu ve ekime elverişli topraklar emek darlığı nedeniyle boş duruyordu. Üretimdeki artış verimden değil, ekilen arazinin artmasıydı. 110

İstanbulun iaşesi sorunu başlayınca taşradaki devlet yöneticileri kentlere mal akışını sürdürmek amacıyla tarımsam üreticiler üzerindeki baskıları artırdılar. 110

Nüfus artışının büyük kentlerin iaşesinde sorunlar yaratması reayanın ürettiği malın fiyatına narh konulmasına yol açtı. Avrupalı tüccarlar da Doğu Akdeniz havzasına gelip tarımsal ürünlere daha yüksek fiyat vererek Batıya götürmeyi istiyordu. 111

Merkezi devlet Avrupalı tüccarların  verdiği yüksek fiyatlarla rekabet edemeyince, kentlerin ve loncaların sıkıntısını çektiği hububat, pamuk, deri, balmumu, barut, kurşun gibi maddelerin ihracatını yasaklamaya başladı.

İstanbulda narh sıkı uygulansa da Konya, Kayseri, gibi uzak yerlerde merkezi denetim zayıf olduğu için narh uygulaması gevşek tutuluyordu ve bu yüzden resmi fiyatlar sık sık artıyordu. 111

Kentlerin iaşesi güçleşince, kentli nüfus tarım dışı faaliyetleri bir ölçüde tek ederek kendi gıda gereksinimlerini sağlamaya yönelmiştir. Hammadde bulmakta zorluk çeken localar ise üretimlerini daraltmak zorunda kalmıştır. 111


Osmanlıda Para ve Fiyatlar

15. yyda dahi kent nüfusunun hemen hemen tümü, kırsal kesimin bir bölümü para ekonomisinin parçasıydı. 113

16. yyda değerli madenin bollaşmasıyla para kullanımı da artmıştır. 113

Altın para büyük hacimli, uzun mesafeli ticarette kullanılırdı. 114

Kağıt para İngitere, Fransa, Hollanda ve Osmanlı’dfa 19. yyda kullanılmaya başlandı ve 20. yyda yaygınlaştı.

16. yyda Mısır ve Suriyede pare adı verilen Osmanlı gümüş sikkeleri, Doğu Anadolu ve Irakta şahi adı verilen Osm. gümüş sikkeleri kullanılmaktaydı.

İlk osmanlı sikkesi Fatih zamanında bastırıldı. Tedavüldekiparanın değerini içindeki altın veya gümüş miktarı belirler.

Tağşiş işlemi sayesinde bir yandan dolaşıma sokulacak para miktarı artıyor, bir yandan da devletin elinde ödemeleri için kullanabileceği yeni bir kaynak yaratılıyordu. 115

Tağşiş işlemleri 18. yya kadar gümüş içerikli akçelerde uygulanır. 1585 tağşiş iiçn dönüm noktasıdır. Paranın değer yaklaşık olarak %50 düştü.

Avrupalı tüccarlar Osmanlı imp’a gelerek hem buğday gibi gıda maddelerini, hem de loncaların kullandığı hammaddeleri daha yüksek fiyatlar vererek satın almaya ve Batıya göndermeye başladılar.

Beylerbeyi vakası: 1585 tağşişi sonrası alımları düşen yeniçerin ayaklanıp sorumlu gördükleri Rumeli Beylerbeyi Mehmet Paşanın katledilmesine önayak olmaları vakası. 118

Osmanlı fiyatları 1580lerin ortalarından itibaren hızla yükselmekte ve yirmi yıllık bir sürede üç katına çıkmaktadır. 1500-1600 arası ise 6 kat fark vardır. 118

Ö. Lütfi Barkan: Fiyarlar osmanlıda 16. yy boyunca artmış, 1600lerin başında en yüksek seviyeye ulaştıktan sonra 17. yy ortalarına kadar yavaş bir gerileme eğilimi içine girmiştir.

1580lere kadar olan enflasyonun nedenleri: ilk olarak, enflasyonun ticaret ve değerli maden girişi yoluyla Batı Avrupa’dan ithal edildiği söylenebilir. İkinci olarak, 1580lere kadarki enflasyon, tarımsal üretimin nüfus artışının gerisinde kalması ve devlet harcamalarının artmaya başlaması gibi Batı Avrupa’da görülen eğilimlere benzeyen, ancak Osm ekonomisi içinden kaynaklanan uzun dönemli gelişmnelere bağlanabilir. 118

İranla girişilen uzun ve maliyetli savaş, Avrupa kaynaklı fiyat devrimi, merkezi devletin mali güçlükleri bu tağşişlerin ana sebepleridir. 119

Yeniçerilerin sayısı 1550de 13 binken, yüzyıl sonunda 38 bine yükseldi. Sürekli maaş alan asker sayısının artması merkezi bütçeye ağır yük getiriyordu.

16. yyda fiyatlar artmaya başlayınca, para olarak toplanan vergilerin gerçek değeri erozyona uğradı. 120


Bunalımın Ekonomi ve Toplum Üzerindeki Etkileri

Fiyat Devrimi’nin etkisiyle sipahilerin tarımsal üreticilerden nakit olarak topladıkları çift resmi gibi vergiler erozyona uğramaktaydılar. Avarız gibi vergiler olağan hale geldi. Yoksullaşmaya başlayan köylüler ve sipahilerin bir kısmı tımarlarını terk etmeye başladılar. Sipahilerin öneminin azalmasıyla iltizam usulü gelişti. 122

Tımar düzeninin çözülmeye başlamasıyla birlikte çiftlikler, tarımsal kesimde yeni bir eğilim ve üretim birimi olarak ortaya çıktılar.

İltizam düzeninin tarımsal kesimde yayı

Ahmet Tabakoğlu – Türkiye İktisat Tarihi

Final sınavı hazırlık notları 

Mali Yapı

Eyaletler haslı ve salyaneli olarak ikiye ayrılır. Haslı eyaletler timar sistemi içerisindedir.

Tapu sayımları iki aşamalı: 1. faal nüfus ile mali imkanlar (mufassal) , 2. devletin payına düşen gelirin hazine ile timar kesimi arasında bölüştürülmesi (icmal)

Hazine dış ve iç olarak ikiye ayrılır. Dış hazine: gelir ve giderlerin tutulduğu defter ruznamçe, rakamların parasal dökümünü ihtiva eden defterler Ecnas-ı nukud ile Erkam defterleridir.

2. Mahmut döneminde hazine üçe ayrılır: hazine-i amire, mansure hazinesi ve darbhane hazinesi.

İç hazine: padişahın özel gelir-gideri. gelir kaynakları: has, mukataa, vakıf, Mısır irsaliyesi, darphane, hediye ve müsadere gelirleri.

Tanımlar

Başdefterdar aynı zamanda Rumeli birinci defterdarıdır.

Ruznamçe, dış hazine kaydı.

Hazine-i Amire: devlet hazinesi gibi

Irad-Cedid hazinesi: nizamı cedit için kullanılan hazine

Tarihler

1838: Defterdarlık’ın kaldırılıp yerine Maliye Nezareti’nin kurulması (Tanzimat ile merkezileşmenin ilk adımı)

1790-1839: Nizam-ı Cedit dönemi (çift hazine dönemi)

1850: darbhane-i amire nezareti, Hazine-i Hassa Nezareti adını alır.


Bütçeler

Osmanlı bütçeleri gelir önceliklidir. Çağdaş bütçeler ise gider önceliklidir. giderlerin karşılanmayacağı anlaşılınca esham uygulaması başlatıldı 1775te.

YENİLEŞME

1- Nizam-ı Cedit dönemi (1790-1839): 3. Selim döneminde çoklu hazineye geçiş. Hazine-i Amire’nin elindeki bazı vergiler diğer hazinelere aktarıldı.

2- Tanzimat dönemi (1839-1876): tüm hazineler Maliye Hazinesi adı altında kurulan hazineye devredildi. karşılıksız para basımı, bütçe harcamalarının usule dayandırılmaması, gelir-gider dengesinin yönetiminin oluşamaması Tanzimat döneminin mali bunalıma yol açmasındaki sebeplerdir.

3- 2. Abdülhamit dönemi (1876-1909): Osmanlı-rus savaşı 1877-78’de masraflarda artış gelirlerde azalışa yol açtı. daha savaş olmadan kaime çıkarılmasına karar verildi.

Tarihler

1768: III. Mustafa’nın hazineyi ağzına kadar dolu görüp savaş başlattığı sene.

1774: 1. Abdülhamit’in cülus bahşişi ödeyemediği sene (üsttekiyle arada 6 yıl var)

1775: esham uygulamasının başlatılması. gelir ortaklığı sisteminin ilk ve orijinal örneğidir.

2. Mahmut dönemi yenilikleri (1808-1839):

1834: Asakir-i Mansure Hazinesi

1835: Darbhane-i Amire Defterdarlığı

1909: ilk modern bütçe

1881: Duyunu umumiye’nin kurulması


Gelir Kaynakları

1- Mukataa: devlet işletmeleri (KİT). devlet uygun gördüğü zirai, ticari ve sınai işletmeyi mukataa haline getirebilir ve bunlardan payına düşeni çoğunlukla özel teşebbüs eliyle toplatabilirdi. Mukataa 3 yöntemle toplanır: iktizam, emanet ve 18. yyın sonlarından itibaren malikane.

iltizam: bir bedel karşılığında mukataanın özel teşebbüs tarafından üçer yıllığına

işletilmesi.

emanet: emin denen memurlar tarafından işletilmesi. mültezimlere çekici gelmeyen veya maden, gümrük gibi önemli mukaatalarda uygulanır.

malikane: ömür boyu verilen iltizam.

2- Cizye: zımmi statüsündeki müslüman olmayanlardan alınır. 1856 Islahat Fermanı’yla cizye yerine bedel-i askerî getirildi.

3- Avarız: olağandışı vergi. 17. yy’ın sonlarından itibaren olağan vergi haline gelmiştir. nüzül, sürsat ve iştira aynî iken avarız nakdi vergidir.

Tanımlar

celebkeşan: İstanbul’a koyun getirmekle görevli kimse.


Bütçe Giderleri

1- Mevacib: ulufe. bütçe içindeki payı %70lere kadar çıkmıştır.

2- Teslimat: sarayın ve ordunun mühimmat ihtiyaçları. %15 civarı oranı var.

3- has ve salyane harcamaları

Bayındırlık, eğitim, sağlık, diyanet vs. yatırımları hazineden para çıkışı ile değil vakıflar, ocaklıklar ve bazı vergi muafiyetleri ile yürütülüyordu.

İÇ VE DIŞ BORÇLANMA

Küçük kaynarca yenilgisi sonrası dış borç arayışına girildi ama sonuçsuz kaldı girişimler. Ancak Kırım Savaşı sırasında dış borçlanma gerçekleşebildi. İng ve Fra ödün verilebilir fon fazlalığı sermayenin Osmanlı’ya borç olarak akmasını sağladı.

Moratoryum sonrası 1886’ya kadar borç alınmasa da 1908de tekrar dış borç başladı. 1914te Osm devleti aldığı borçların iki katını anapara ve faiz ödemeleri olarak Avrupa’ya yolladı. Dış borçlar 1954’te ödenebildi.

Tarihler

1683: iç borçlanma teşebbüsü (327 milyon akçe) – imdad-ı seferiyye

1775: esham uygulamasının iç borçlanma türü olarak yürürlüğe konması. kişiler arası tedavülü serbestti ama vergiye tabii idi.

1783: ilk dış borçlanma teşebbüsü (başarısız)

1854: ilk dış borçlanma gerçekleşti

1877-78: Osmanlı, Osm. Bankasıyla Galata bankerlerine borcunu ödeyemeyeceğini bildirdi.

1881: Duyun-ı Umumiye


Timar Sistemi

TIMAR

Selçuklu ikta sisteminin devamı. Devlet mülkiyeti altındak itoprakların yine birer devlet memuru olan ve maaşkarını timarlarınn gelirlerinden bizzar tahsil eden sipahilerin gözetiminde, kullanım hakkına sahip kötlüler tarafından işletilmesidir.

Tarım teknolohisinde bir gelişme olmamasına rağmen, ülkedeki yüksek zirai üretim için gerekli ortam tımarla sağlanmıştır.

Tımar üç kısma ayrılır: senelik geliri 20bin akçeye kadar ise timar, 20bin-100bin arası zeamet, 100binden fazla ise has.

Timar sistemi fetihler vasıtasıyla Bizans ve Balkanlar feodalitesini ortadan kaldırmıştır. Böylece Hıristiyan serfler toptan azat edilerek Osmanlı Devleti’nin hür zımmi köylüleri statüsüne yükselmişlerdir. Osmanlıların Balkanlarda hızla yayılmalarının esas sebebi budur.

Timardan alınan vergiler:

1-ürün üzerinden alınan vergiler

a. Zirai vergiler: öşür (%10).

b. Hayvanlardan alınan vergi: otlak resmi, yaylak ve kışlak resmi, resmi ağnam, ağıl resmi

2- Toprak üzerinden alınan: resmi çift, resmi çiftbozan, resmi zemin, resmi tapu ve resmi asiyab

3- kişi üzerindenalınan vergi

a- resmi ispenç. rumelideki müslüman oolmayan köylüden alınır.

b- resmi bennak

c-badı heva

d- resmi arus

e-resmi cürüm

f-yava resmi

Tımar Sisteminde Dönüşüm:

Timar sistemi, 17. yyın başlarından itibaren nakdi ilişkilerin yaygınlaşması, fiyat hareketleri, savaş teknolojisinin askerliği bir meslek haline getirmesi, mali kapitalizmden saanayi kapitalizmine geçiş gibi dünya ekonomisinde ortaya çıkan yapısal değişikliklerle eski önemini kaybetmeye başlamıştı.

Timarların iltizama verilip mukataaya dönüştürülmesi vergi konusu olan zirai işletmelerin verimsizleşmeleri ile sonuçlandı. 1696da malikane sistemi geldi. Timar–>iltizam–>malikane . Bu durum bir yandan özel mülkiyet ve vakıflaşma eğilimini beraberinde getirdi.

Bu kesimi merkeze bağla eğilimi timarlı sipahiler yerine merkezi orduun önem kazanmasına yol açmış, eyalet askeri-kapıkulu dengesini tersine çevirmişti.

Tanzimat döneminde ülkede toprak satın almak istyeen yabancılar liberal bir toprak sistemi arzuluyordu. Tanzimat zaten etkisizleşmekte olan timar sistemini sonlandırdı. 1841 ve 1847de çıkan iki nizamname ile birlikte kişilerin ellerindekji topraklara tapı veriliyordu.

1858 Arazi Kanunnamesiyle zirai topraklarda özel mülkiyet hukuki meştuiyet kazanmış ve timar sistemi hukukende bertaraf edilmişti.


Vakıf sistemi

Taşınmaz mal vakıfları ve taşınır mal vakıfları olarak kikiye ayrılır. toprakların %20si 16. yyın başında taşınmaz mal vakfı sistemi içindeydi.

İmam Züfer’in ictihadıyla para vakıfları örg haline geldiğinden caiz görülmüştür. Böylecce para vakıfları krefi ve finansman kurumları olarak kullanılmıştır. İlk para vakfı Fatih zamanında yeniçerilere et sağlamak için kurulur.

Vakıf Sisteminde Dönüşüm

Batılılaşma sürecinde vakıflar hem genişleyip hem de tesir ve nüfuzlarını yitirdiler. Vakıfların merkezi hazine ve timar sistemi aleyhine genişlemesini onaylamak mümkün değildir.

Osmanlı’nın ilerleyemeyişi Yusuf Akçura, Ziya Gökalp tarafından vakfa atfediliyordu. çünkü vakıf burjuvazi sınıfını oluşmasını engellemişti.


Para ve finansman sistemi

Madeni para sisteminde enflasyon yoktur. Osm. ülkeye kıymetli maden girişini teşvik etmişler, çıkışını yasaklamışlardır.

İçindeki bakır miktarı yüksek olan Mısır altınları ile yüksek değerli İstanbul altınları arasında mücadele vardı piyasada. Mücadele sonunda İStanbul altını piyasadan kayboluyordu. ‘Kötü para iyi parayı kovar’.

Paradan finansman olarak üç şekilde yararlanılır:

1- çeşitli harcamaları finanse etmek

2- tahta çıkan yeni sultan eskisini yasaklayo yeni sikkeleri keser (Kanuniye kadar böyleydi)

3- tağşiş ve devalüasyon

Paradaki değer kaybı azdı. 1326’dan 1740’a kadar geçen sürede değer kaybı yıllık %0.24’tü.

PARA SİYASETİ DÖNEMLERİ

A. Klasik Dönem

1- Kuruluş Dönemi: Monometalizm (1326-1478). Ekonomi durgun olduğu için ufak gümüş paraları dar ticaret hacmine yetiyordu. İlk sikke 1326da basıldı.

Fatih zamnınd ticaretin gelişmesiyle onluk akçe basıldı. Öncesinde teklik idi. Fatih her akçe çıkarışında paraları 1/5 eksiğine değiştirmişti, böylece hazineye katkı sağlanmıştı. Bayezid 2. bir defadan fazla akçe basmamak taahhüdüyle tahta çıkmıştı. Onun döneminde 10 akçelik sikkeler basıldı.

2- Ticarei gelişme ve bimetalizm (1478-1565): Fatih ilk osmanlı altın aprasını (Sultanî) Karadenizde güvenliği sağlayıp tiareti canlandırdıktan sonra bastı. böylce ikili sistem dönemi açıldı. Sultaninin önemi 16. yy ilk çeyreğinden sonra arttı çünkü gümüşe göre daha istikrarlıydı.

16. yyda nüfusun artması ek bir talep artışı ortyaa çıkardı ve altın parayı birinci plaana çıkardı. Ülkedeki tüm altın sikkeler, Venedik dükası esas alınarak ulu. standartlarda birleştirildi ve altın sultani tük ülkede tek Osmanlı sikkesi konumuna getirildi.

3- Fiyat artışları ve sikke tahsisleri dönemi (1565-1685)

Fiyat artışları (1565-1600): Avrupalıların elde ettikleri kıymetli madenler 16. yyın ikinci yarısından itivaren 30 gr ağırlığında gümüş sikke olarak ülkede görülmeye başlandı. bu dönemde gümüşün altına nazaran bollaşması mal fiyatlarını yükseltmeye, gelirleri ise nisbi olarak düşürmeye başladı. bu durum 1566dan 2. selimin tahta çıkışına kadar devam etti.

İlk büyük devalüasyon İRan savaşları sırasında yapıldı. 1586

Sikke tahsisleri dönemi (1600-1685): savaşların getirdiği büyük harcamalar sebebiyle akçe birkaç kere devalüe edildi.

Yabancı para bolluğu madne ocaklarıın ve darbhanelerin çalışmasını iktisadi olmaktan çıkardığı için bunlar kapandı. Yabancı para hakimiyeti başladı ülkede. Louis sikkeleri gibi.

Viyana yenilgisi ardından uğradığı seri yenilgiler onu derlenip toparlanmaya ve para politikasına çeki düzen vermeye itti.

4- Osmanlı paralarına dönüş (1685-1750): Amerikadan Avrupaya gümüş girişi azalınca Osmanlı madenleri tekrar açıp para basmaya başladı. Gresham kanunu kendini hissettirmiş ve Barıya mal doğuya para ve maden kaçakçılıkları devam etmiştir.

Trimetalizm(1688-16919: Askeri harcamaların finansmanında yetersiz kalınca mankur darbına gidilmiş ve üç swenelik bir trimetalizm tecrübesi geçirilmiştir.

YENİLEŞME DÖNEMİ (1750-1923)

1-Geçiş Dönemi (1750-1840): 1775te iç borçlanma türü olarak yürürlüğe konan esham uygulamsını kağıt paraya geçişin ilk haberisi olarak görebiliriz. çünkü tedavülü vergiye tabii olarak serbestti. OSmanlı tarihinin en büyük tağşişleri 2. Mahmud döneminde yapılmış ve gümüş içerikli Osmanlı parası bu dönemde bakır mangıra ya da pula dönüşmüştü.

2- Temsili para (1840-1923): Abdülmecid zamanında çıkarılan esham halk arasında tedabül edebilecek be ödeme aracı olarak kullanıabilecekti. böylecce önceleri faiz geliri sağlayan ilk kağıt para basılmş oldu.